Lefkoşa’da Bir Kent Heterotopyası

logo.png Detay Gazetesi, 13 Temmuz 2017 

cerenbogac.jpg

Yrd. Doç. Dr. Ceren Boğaç

ceren.bogac@emu.edu.tr

Doğu Akdeniz Üniversitesi

Kentsel  Araştırma ve  Geliştirme Merkezi

 

Uzun bir aradan sonra Kıbrıs’ta yeniden sanal mekânlardan somut mekânlara geçmeye çalışan bir barış eyleminin sesleri yükselmeye başladı. Hala daha ‘kent ölçeğinde uzlaşma mekânı’ kavram ve pratiğinden uzak bir toplum olarak, düşünce ve arzularımızın üç boyutlu zemine nasıl taşınabileceği konusunda çelişkiler yaşıyoruz. Bireyin özgürleşebileceği mekân şöyle dursun, toplumsal dayanışmayı meşrulaştırabilecek kamusal alanlarımız yok. Ama taleplerimiz var: Eşit hak, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış!

Kıbrıs’ın hem Kuzey’inde hem Güney’inde böyle bir eylemi kaldıracak kapasitede mekân var mı?

Bu soru çerçevesinden düşününce, öncelikli olarak sosyal aktörlerin bu barışçıl praksisi, kamusal mekândaki toplumsal okumaları yeniden gözden geçirmeye zorluyor bizi. Kıbrıs’ın bir çok kenti gibi, Lefkoşa üzerine de onlarca araştırma, tez çalışması, plan vs. mevcut.  Ancak adanın fiili olarak ortadan bölünmüş kenti olan Lefkoşa üzerine henüz bir psikocoğrafik okuma gerçekleştirilmiş değil. 1950’li yıllarda Guy Debord tarafından tanımlanan psikocoğrafya, kentin olumlu ve olumuz özelliklerinin insan psikolojisi üzerinde oluşturduğu etkileri inceleyen alan olarak betimlenmektedir (Debord, 2008). Modernizm’in insan arzu ve beklentileri ile çelişen planlama yaklaşımına karşın, kentlerin nasıl daha yaşanabilir olabileceğine yönelik ortaya atılan eleştiriler sonucunda geliştirilen kavram, kente dair duygu haritaları ve sosyal okumalar açısından etkin bir yöntem olarak kullanılmaktadır (Coverley, 2006). Kent siyaseti üzerine de ipuçları veren bu okumalar,   öznenin varoluş alanlarının sınır ve işgallerini anlamak açısından önemlidir. Bu okumalar doğru yapıldığı takdirde insanların nasıl mekânlarda bir araya gelmeyi arzuladığı, ortak bir kent belleği ve aidiyetinin nasıl geliştirilebileceğine dair ciddi ip uçlarına ulaşılacaktır. Ancak bu kent okuması, Umberto Eco’nun bahsettiği gibi ‘çoğul okuma’, yani aktörlerin hem çatışmalarının hem de birbirleriyle örüntülerinin ayrıntılı bir şekilde ele alınacağı şekilde yapılmalıdır (Eco, 1992).

Lefkoşa’nın en büyük kentsel çelişkisi olan ikiye bölünmüşlük noktasından insanların birleşmeye çalışması karma bir kent okuması için eşsiz bir fırsattır.

Sosyoloji ve felsefe alanlarında önemli çalışmalara imza atmış Henri Lefebvre bir kentte tüm duygu ve olay dizilimlerinin kesiştiği ve vuku bulduğu noktanın ‘sokak’ olduğunu iddia eder (Lefebvre, 2011).  Bu nedenle iktidarın mutlak otoritesinin korumasının yolu sokağı kontrol altında tutmasından geçmektedir. Belki de bu yüzden, Lefkoşa’nın merkezinde yer alan Ledra sokağı,  1963 yılında Kuzey ve Güney’den iki toplumunayrı ayrı ördüğü barikatlarla Kıbrıs’ın ilk bölünme noktası olarak tarihteki yerini almış ve 45 yıl süren bir ayrılıktan sonra 2008 yılında, Lokmacı sınır kapısı ile yaya geçişine tekrardan açılmıştır. Bu günlerde ise Kıbrıs’ta kalıcı bir barışı talep eden kitlelerin, yoğun duygu deneyimlerini barından olaylar örgüsüne alan sunmaktadır.

Burada toplum ve mekân ilişkisininyeniden biçimlendiği eşiği özellikle anlamak gerekir. Çünkü bu kez kentsel mekânı üreten, mimar, kentsel tasarımcı veya kent plancıları değil (Ne yazık ki, yaşam alanlarını şekillendirmeyi amaçlayan  bu meslek grubu çoğu zaman gelenek ekseninde dönerek, geleceğe bakamıyor). Toplumları bölmek için fiziki sınırlar oluşturan iktidar mekanizmaları hiç değil. Barış eşiği olarak uzun zamandır kimsesiz kalmış bir mekânı dönüştüren bireylerin ta kendisi. Üstelik bu kişiler, insan zincirleri oluşturarak ayrık mekânları birbirine eklemeye çalışıyor. Uzun zamandır  suskunluğa mahkum edilmiş bir mekân olan ‘sınır’ın kimliksizliğini sarmalıyor…

Müşterekler’in birleşme noktası: Lokmacı sınır kapısı

ledra-2017_01

Fotoğraf: Hüseyin Özinal, 2017

Bu uzamsal sarmalın barış eşiği oluşturduğu ve bunun da Lefkoşa’nın belki de -Foucault’un tanımladığı şekli ile- kolektif bir kent heterotopyası olabileceği akla geliyor. Foucault ilk kez “Kelimeler ve Şeyler” kitabında ‘heterotopya’ kavramını tanımlamıştır (Foucault, 2013). Heterotopya terimi Foucault’un türettiği bir kelime değildir. Tıp literatüründe bir organın olması gereken yerden farklı bir yerde oluştuğunu betimleyen bir anomalidir. ‘Hetero’ sözcüğü ‘karşı’, ‘topya’ ise ‘yer’ anlamına gelir. Heteropya, Foucault’un ütopyaya karşı geliştirdiği bir kavramdır ve somut bir mekânın içinde, yatay ve düşey örüntülü,ard arda duran,birçok mekân ve zaman içermesini tasvir eder. Bu öznenin iktidarla olan ilişkisini tersyüz ederek özgürleştiği yeni bir mekânsal düzlemdir.

Kent literatürü üzerine son yıllarda ortaya atılan tartışmaların çoğu, kamusal alandaki sosyal ilişki örüntüleri ekseninde dönmektedir. Stavros Stavrides de, “Kentsel Heterotopya: Özgürleşme Mekânı Olarak Eşikler Kentine Doğru” (2016) isimli yapıtında, kamusal mekânlarda, farklılıkları ekseninde karşılaşan ‘müşterekler’in, yeni örgütlenme biçimleri ile “kolektif düşleri ifade edebilen başka mümkün toplumsal dünyalar” şekillenmesine öncülük edeceğini söylemektedir.

Lokmacı sınır kapısında bir araya gelen, birlikte dans eden, şarkı söyleyen, oyunlar oynayan, farklı demografik özelliklere sahip bu kişiler, ‘sınır’ mekânını dönüştürerek, yeni bir anlam düzlemi yaratmış ve bir beden deneyimi üzerindenyeni bir bellek oluşturulmaya başlamıştır. Bu, kentte yeni bir morfogenetikalan [1] oluşmasına imkan sağlayacak normatif düzlemi ters-yüz eden müşterek bir eylem olarak tarih döngüsündeki yerini alacaktır. Sınır mekânı burada bir iktidar aracı ve alanı olmaktan çıkmış, ‘ötekilik mekânı’ olarak özneye bağımsız bir varoluş yeri sunmuştur.

Gelmekte olan ortaklık

ledra-2017_02

Fotoğraf: Hüseyin Özinal, 2017

İtalyan filozof  Giorgio Agamben “Gelmekte Olan Ortaklık” isimli kitabında, denetimin, ötekileştirilmenin ve bağdaşıklaşmanın ötesinde bireylerin ‘gelmekte olan bir ortaklık yaratması’nın gelecek için bir kırılma noktası oluşturduğundan bahseder (Agamben, 2012) . Önce Lokmacı ardından Ledra Palas sınırında buluşan ve 43 yıllık ayrıştırmayı geride bırakan bu ortaklar, Agamben’in homojen bir kimliğe veya aidiyete sahip olmayan ‘herhangi tekillik’ diye tasvir ettiği bireyleri akla getirir.

Agamben her türlü iktidar için dehşet verici olan bu ortaklığın, ciddi bir tehdit unsuru oluşturacağı için, şiddetle baskılanacağının altını çizer. Eylemin kapsamı ve şu ana kadar ki seyri düşünülecek olursa, Kıbrıs’ta böyle bir şey yaşanacağına dair bir olasılık görünmemektedir; ancak dört yanı silahlarla çevrili bir adada barışın kendine alan açması kolay da değildir…

Kaynaklar

Agamben, G. (2012). Gelmekte Olan Ortaklık (Çev. Betül Parlak). İstanbul: MonoKL.

Coverley, M. (2006). Psychogeography. London: Pocket Essentials.

Debord, G. (2008). “Introduction to a Critique of Urban Geography”. [Les Levrés Nues, 1955]. Ken Knabb (Tr.). Critical Geographies: A Collection of Readings. H. Bauder – Di Mauro (Ed.). Kanada: Praxis. 23-27.

Eco, U. (1992). Açık Yapıt (Çev. Y. Şahan), İstanbul: Kabalcı.

Foucault,M. (2013). Kelimeler ve Şeyler: İnsan Bilimlerinin Bir Arkeolojisi(Çev. Mehmet Ali Kılıçbay), Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.

Foucault, M. (2000).“Başka Mekânlara Dair”, Özne ve İktidar (Çev. Işık Ergüden), İstanbul:  Ayrıntı Yayınları.

Lefebvre, H. (2011). Kentsel Devrim (Çev. S. Sezer), İstanbul: Sel.

Stavrides, S. (2016).  Kentsel Heterotopya: Özgürleşme Mekânı Olarak Eşikler Kentine Doğru (Çev.Ali Karatay), İstanbul: Sel Yayınarı.


[1] Bir canlının oluşumu, davranış biçimleri ve başka canlılarla ilişkilerinin belirlenmesi.

Advertisements

Interview for EL PAÍS Newspaper

We may not be close to find a permenant solution to the Cyprus problem yet. However we need to learn to cooperate together in order to provide a sustainable future to our children. No matter what, we will keep on sharing our common vision for an integrated, peaceful and ecological city and a better life for all! Thanks to María Hervás from the Spanish leading newspaper EL PAÍS for making us part of their review on Cyprus.

Kıbrıs’ın Uyuyan Hazineleri

»Haber kaynağı: Euronews 

euronews

Arkeolog ve Sanat Tarihçisi Anna Marangou Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun ile birlikte Gazimağusa’da tarihi yerlere turistik gezi düzenliyorlar.

Anna Rum, Orhan ise Türk kökenli birer Kıbrıslı. Adanın her iki tarafında düzenledikleri bu gezilerin amacı Kıbrıslılara ortak tarihi miraslarını tanıtmak.

Kıbrıs, 1974’teki müdahaleden bu yana, Kuzeydeki Kıbrıs Türk topluluğu ve Güney’deki Kıbrıs Rum topluluğu arasında bölünmüş durumda.

Gazimağusa, Kıbrıs’ın en önemli liman ve ticaret kenti olduğu kadar ortak bir geçmişe de tanıklık ediyor.

Anna Marangou “Buradaki kültür mirasını çok eski zamanlardan günümüze birlikte paylaştık. Birlikte yaşayabiliriz ve bunu zaten ispat ettik. Çünkü Kıbrıslı Türkler ve Rumlar zaten birlikte iş yapmaktalar.”diyerek birleşmenin sorun yaratmayacağını savunuyor.

Ortak refah.. Son barış görüşmelerinde önem atfedilen bir umut ışığı. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi örneğin ada için bir turizm patlaması anlamına gelebilir. Fakat Anna ve Orhan’ı en çok motive eden şey bu değil.

Orhan Tolun düzenledikleri gezileri bir çıkar için veya para kazanmak için yapmadıklarını, geleceklerine yatırım yapmak istediklerini belirtiyor ve ekliyor: “Çocuklarımız ve torunlarımız için bu ülkeye daha güzel bir gelecek sunmak asıl amacımız.”

Turistik gezi, Kıbrıs sorununun en sembolik yerlerinden olan Maraş‘ta sona eriyor. Gazimağusa’nın sahil beldesi Maraş, Türk ordusunun kontrolü altında 43 yıldır terk edilmiş halde duruyor.

euronews:
“Kıbrıs bölünmesinin sembolü hayalet kasaba Maraş‘ta çekim yapmak yasak. Yeniden birleşme halinde, ada için yeni bir altın çağın amblemi haline gelebilir.”

ecocity

Kıbrıs Rumlarından Andreas ve Kıbrıs Türklerinden Ceren yeniden birleşme hayalini kuran iki mimar. Her ikisi de Maraş‘ın iddialı bir yeniden yapılandırma projesinin tasarımcıları arasında yer alıyor. Maraş‘ı çevre dostu bir kente dönüştürmek, sürdürülebilir kalkınma modelinin yanı sıra yeniden birleşmenin de amiral gemisi haline getirebilir.

Andreas Lordos: “Levanten bir kıyı şeridi, uygarlık ve ticaret merkezi haline gelebilir. Anıların hatırına eski binalar kalabilir fakat aynı zamanda ekolojik performansa dayalı 21. yüzyıl altyapısı ve uygulamalarından yararlanmak da amaçlanmalı.”

Ceren Boğaç: “Bence bu proje birçok tutsak kalmış ruhlara umut ışığı oluyor. Onları bu gerçek dışı perdenin arkasından çekip almaya çalışıyoruz. Bu insanlar bir zamanlar burada yaşadı ve yine yaşamak istiyorlar. Kalplerinin yarısı burada kaldı. Kalbimizin diğer yarısı ise birleşemediğimizden dolayı boş kaldı.”

Birleşme, adanın her iki tarafındaki iş çevreleri tarafından da arzulanan bir sonuç.

Lefkoşa’nın kuzeyinde, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’na (KTTO) ziyarete gidiyoruz. Başkan Fikri Toros, adada ulaşılacak politik bir çözümün ekonomik sıçrayışın anahtarı olacağını söyledi.

“Kıbrıs Türk Toplumu yaptırımlardan kurtulacak. Böylece tüm Kıbrıs pazarından faydalanabileceğiz. Diğer Avrupa pazarlarından bahsetmiyorum bile. Doğu Akdeniz jeopolitiğine büyük fayda sağlayacak. Çünkü bölgesel işbirliğini de artıracak. Kıbrıs Rum Toplumu, Türkiye ile ticaret yapmanın ekonomik faydalarından derhal yararlanacaktır.”

euronews:
“Adanın bir tarafından diğerine, hemen arkamda duran kontrol noktaları üzerinden geçmeniz gerekiyor. Ticaret konusunda hala yeşil hat yönetmelikleri söz konusu. Yaşanan siyasi anlaşmazlıktan dolayı, kuzey ile güney arasındaki ticaret potansiyelinin yüzde 10’una bile ulaşılamadığı söyleniyor.”

Diyalog, her iki tarafın şirketleri arasında uzun zamandan beri var. Güney Kıbrıs Rum Ticaret Odası Başkanı Phidias K. Pılıdes herkesin beklentisinin kısıtlamaların kaldırılması olduğunu dile getirdi. Tıpkı yabancı yatırımcılar gibi.

“İş dünyası, muhtemel ortaklıklar, ortak girişimler ve şirketler hakkında birbirleriyle zaten görüşüyor… Yatırımcılarla konuşurken, büyük projeler için yeni bir ilgi doğacağına inanıyorum. Ayrıca Kıbrıs’ın, çoğu Doğu Akdeniz havzasında keşfedilen Avrupa doğal gazının nakliye rotasında olduğunu da unutmayalım.”

Son yapılan araştırmalara göre, gelecekteki ekonomik entegrasyon, adanın şu anki yıllık büyüme oranını üç kat attırabilir, iş pazarını yeniden canlandırabilir.

Gregoris ve Sertaç, işsiz gençlerle ilgili bir rapor hazırladılar. Kıbrıs’ta genç işsiz ortalaması Avrupa ortalamasından çok daha yüksek. Sebepler Kuzey’de ve Güney’de farklı olsa da, söylediklerine göre sonuçları aynı.

Sertaç Sonan:
“Kıbrıslı Türkler ekonomik tecrit altında ve bu özel sektörün gelişimini engelliyor. Birçok üniversite mezunumuz var fakat onlara verecek işimiz yok. Kıbrıslı Türk özel sektörünün küresel ekonominin parçası olmaksızın, yüksek kaliteli işler ortaya koyması çok zor.”

Gregoris Ioannou:
“Birçok insan, özellikle gençler, diplomalı nitelikli insanlar yurt dışında iş arıyor. Sanırım birleşme olursa yeni yatırımlara kapı aralanacak ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacak. Böylece gençlerin yurt dışına sürüklenmesinin önüne de geçilebilir.”

Uluslararası İlişkilerden yeni mezun ve şansını Portekiz’de denemek isteyen Kıbrıslı Hakan, ada sorununa siyasi çözüm bulunamamasının gençlerin ufkunu daralttığını söylüyor.

Hakan Çoban:
“Bankada ya da süpermarketlerde çalışan mühendislik okumuş arkadaşlarım var. Çünkü gençler için iş fırsatları çok kısıtlı. Bu yüzden burada beklemek yerine ben de Lizbon’a gitmek için biletimi aldım.”

Kıbrıs Rum kökenli Andrea ise yönetim çalışmalarından mezun olduktan sonra bir iş buldu fakat düşük nitelikli ve düşük ücretli olarak. O da adayı terk etme hayalindeymiş ama artık değil.

Andria Georgiou:
“Son zamanlarda, burada kalmaya karar verdim, çünkü burası benim ülkem. Ailem ve arkadaşlarım burada. Hepimiz burayı terk edersek, eğer gençler Kıbrıs’tan ayrılırsa, kim gelip ülkemizi geliştirecek ve onu değiştirecek?”