‘Yas’ üzerine…

İçimin deli seslerini dinliyorum… cinler ağıdının son maçı oynanıyor çaresizliğimizin kıyısında. Kırılan bavulunda bir şehri üzerimize gömdüğün kadar bir andır bu yaşadığımız olsa olsa. Yaz bitti. İlk yaz da, son yaz da.. Artık önümüz yok yaz- Sahi.. yarından korkanların, bugüne dair yaşadıkları acılar gerçekten var mı? Ölüm; nakışını bakışlarımıza işlerken, bu çaresizlik karşısında, hala güçlü…

‘Özlem’ üzerine…

Günlerdir sen geleceksin diye aynı bakışı giyindim. Bir nur’a sığdırdım korkularımı; bizi bölen camsözlerin buğusuna üfledim. Hayatı araladım bir solukluk nefes sızsın içeri; en derininden ıslandım kalbimin. Yine de ilaçlarını alıp uyuduğun zamanların sessizliğini ömrümden onaramadım. Günlerdir sen geleceksin diye aynı yanında durdum zamanın. Aklım yırtıldı ruhunun buz kristallerinden, gülüşümü diktim dökülen anılarımızdan. Körebe oynadım…

‘Yalan’ üzerine…

Kaçtığın yolları zorlama boşuna; en içine saklansan da ‘o’ bedenin, yalanın dışına çıkılmıyor! Aklım; bu kuyunun dibinde sen, her seferinde verdiğin sözlerde mi kırılacaksın? Gece tüten korkular yaşamını yalnızlığından tanır. Şarabına eşlik eden badem kıracağıyla korkuları ezmek zor; acılar senin hiç anlaşılmayan yanından büyür. Tutunduğun bir tutam iplik, sen kalbini ipek kozasına sarmaya çalışsan da,…

‘Hatırlamak’ üzerine…

Ölümü unutmak hayatı unutmaktır; öyleyse hatırla! Zaman gizinin ortasından geçen, kalbinin şeklini tekrar tekrar değiştiren, nefesin sözcük uçlarında buğuya karıştığı, bilinmezlik lisanında dövünülen, tüm o ağıtları hatırla… Aynı aynı bin kadından bir kadına dönüşen, bir tende bin yüzün tattığı o plastik dudakların içine akıttığı, intiharı- hatırla! Kaldığım tüm zamanların kışını, her dafasında kendi vaftizinde boğulan…

‘Kendim’ üzerine… (üstelik de kimsenin anlamadığı kendi süslü cümlelerimle!)

Ruhum, korkma; bağ bozulur şarap olur, ben seni eskitmeye bıraktım. Üzerine asılmış öteki yaşamları ayıkladım çekirdeğinden, meşe bir fıçıya kapattım. Bizim davamız ikimizin arasında; sahte derilerin tüm katmanlarını içimizden kazıdım. Canın canı ufalandı, içine döküldü; soyunmuşluğuna sardığın  yalanı, ince bir poyraz nefesinde buluta dağıttım. Tek başınalığın incelikli  nurundan öptüm seni. Yine de bir nefeste bin…

Gitmek üzerine…

İkinin tüm katlarını söküyorum kışın takviminden! Tek sayılar kalıyor kendinden başkasına bölünemeyen. İçimin tüm yatak çarşaflarını değiştirip; gerçeğe yıkanıyorum. Sahra soluğunda bana uzanan hakikat suyundan aldığım yudumla boğazım buz kesiyor, ciğerlerime kar ayazını dolduruyorum. Cenazem omzumda, ölü toprağı damarlarımda, tabutumun içinden kanımı çekip kalbime akıtıyorum. Olmuyor. Sahteliğin kabuk kabuk örüldüğü hiç bir hücremde, korkularımın en…

‘Bitmek’ üzerine…

Hayat katmanlarının en sıcağından akan su, kaynağından bir kez dışarıya çıkarsa, tül gibi akarak geçer asma bahçelerinin üzerinden ve şarabı küle döndürür. Yaprak yaprak yırtılırken ay, ince bir iplik diker siyahı içeriye bir umut nur sızmasın diye ve kül yangını söndürür. Bir solukta yaşanan her aşk, bir ömürde öldürür… İçi boşalır yalnızlıkların, içi çekilir kışın,…

Veda üzerine…

Saydım. Bir veda tam 14 satıra sığarmış, ‘sevgiyle kal’ kısmı hariç. Sustum. Bir kalbi duymak için geçen 28 saatlik sessizliğin sonu hiç bir şarkıya çıkmazmış. Öğrendim.  Her noktanın altına koyduğum virgüller anlatmak istediğim hiç bir şeyi kurtarmaya yetmezmiş. Gördüm. Ayrılığın her bir yüzünden kaçırdığım gözlerim, bir damla akıtmak için yüzlerce buzdan ayna yaptırmış. Anladım. Hayatın…