Gitmek üzerine…

İkinin tüm katlarını söküyorum kışın takviminden! Tek sayılar kalıyor kendinden başkasına bölünemeyen. İçimin tüm yatak çarşaflarını değiştirip; gerçeğe yıkanıyorum. Sahra soluğunda bana uzanan hakikat suyundan aldığım yudumla boğazım buz kesiyor, ciğerlerime kar ayazını dolduruyorum. Cenazem omzumda, ölü toprağı damarlarımda, tabutumun içinden kanımı çekip kalbime akıtıyorum. Olmuyor. Sahteliğin kabuk kabuk örüldüğü hiç bir hücremde, korkularımın en sivri köşeleriyle lime lime doğranarak pıhtılaşmış lal renkli öz suyum işe yaramıyor artık. İçimdeki deliklerin en tekinsiz yerlerine iniyorum. Acım hiç geçmesin diye, bağışla-n-maya direniyorum. Kahkahaların gürültülü yanlızlığında doğumlar kutlarken, Aralık’ın siyah gecelerine kendimi gömüyorum. Sanki yeterince derine itersem, yırtıp çıkartacakmışım gibi kendimi; ten geriliyor… geriliyor; delinmiyor yine de ne kadar çok itsem. İnsanın kendini yırtıp içinden çıkması kolay değil; kordan inşa sığınağa kaçmak isteyen her yanımı tekrar tekrar ipe çekiyorum! Kayıp zamanlarımın hiçbir inkarını affedemem artık. Okyanusun üzerinde uçarken ölen bir kuş gibi , ne yeşil ne de mavi bir dalgaya çakılıyorum. Cesedim kıyıda çözülse bile, içimde biriktirdiklerim yüz yıl daha kaya gibi duracak. Ve o kaya ancak rüzgarın sabrıyla aşınacak. Ne bir fersah ileriye ne de geriye, kendime yürümek istiyorum…

Yolun başında bir an düşünmedim de, sonundan döndüm. Bin kez ölmem gerekirken, bir kez öldüm-

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s