Mimarlık ve Eğitim Kurultayı 5

5. Mimarlık ve Eğitim Kurultayı’nda “İnsan belleğinde mimarlık hafızasının oluşum politikaları” çalışma grubu olarak, mimarlık ve hafıza paradigmasını çocuk özelinde tartıştık. Düşünce üretme ve tasarlama idealine karşı, günümüzde iktidar ve sermaye gücüne kayan mimarlık zemininin, arz ve talebi karşılamaya teslim olan mimari pratikle metalaşarak, toplumsal ve kültürel değerlerden uzaklaştığını; çocukluk döneminin, mimari öğelerle tetiklenen duygu bileşenlerini örgütleyerek çevreye dair anlamlı bağlantılar kurma sürecinin temelini oluşturduğunu; bu bağlamda insan yaşamına anlamlı mekan repertuarları sunacak mimari pratiği ilke edinen mimarlar yetiştirmenin önemini bir kez daha vurguladık. Mimarlık ve Eğitim Kurultayı çalışma ve tartışmalarına katkı koyan tüm akademisyen, mimar ve öğrencileri tebrik eder, KTMMOB Mimarlar Odası’na bizleri böylesi bir platformda bir kez daha buluşturduğu için teşekkür ederim.

This slideshow requires JavaScript.

İnsan belleğinde mimarlık hafızasının oluşum politikaları çalışma grubu

Ceren Boğaç, Beser Oktay Vehbi,  Devrim Yücel Besim,

Nilay Bilsel , Aliye Menteş, Selen Abbasoğlu Ermiyagil,

Mustafa Cem Yardımcı, İpek Yaralıoğlu, Gizem Öztürk,

Alessandro Camiz

Grup Koordinatörü: Mete Keleş

 

Özet 

Mimarlık, tarih boyunca değişen toplum yapısı, politika ve iktidar ekseninde, farklı şekillerde tanımlanmış ve algılanmıştır. Bu tanım ve algılar yıllar içerisinde mimarlık praksisini etkilemiş ve böylelikle otobiyografik ve kolektif  belleklerde farklı mimarlık hafızaları oluşmuştur. Antik çağlardan endüstri devrimine varıncaya kadar, mimarlık toplum ile iletişime geçmek için, simgelerden oluşan  kendi dil öğelerini kullanmıştır. Bir mimari yapıtın bellekte kodlanarak uzun yıllar varlığını koruyan bir hafızaya dönüşmesi ise, içinden çıktığı toplumun değer ve duygu sistematiğiyle örtüşen simgesel öğelerden oluştuğu sürece olmuştur. Endüstri devrimi sonrası ortaya çıkan  Modern Mimarlık Hareketi, mimarlığı, toplumu dönüştürme aracı olarak ele almış ve biçimi yalınlaştırarak, yeni yapım malzeme ve teknikleriyle, geçmişin simgesel değerlerinin reddi üzerinden yeni bir pratik ve algı inşa etmeye koyulmuştur. Tarihsel, yerel ve kültürel öğeleri reddeden bu mimari anlayış,  1960’lı yıllardan itibaren eleştirilmeye başlanmış ve mimarlığın dönüşüm değil, bir iletişim aracı olarak yorumlanması gerektiği, sosyal ve psikolojik olanaklarla insana hissettirdiği duygular üzerinden anlam ve hafızaya dönüşebildiği vurgulanmıştır. Bu bağlamda 21. yüzyıl mimarlığı, yeni düzen oluşturma repertuarlarıyla, yeni idealler yaratma eylemi olarak tanımlanmaktadır. Fakat ne yazık ki, düşünce üretme ve tasarlama idealine karşı, günümüzde iktidar ve sermaye gücüne kayan mimarlık zemini, arz ve talebi karşılamaya teslim olan mimari pratikle metalaşarak, toplumsal ve kültürel değerlerden uzaklaşmıştır. Bu da mimarlık algısının insan belleğinde fark etme, kaydetme ve hatırlama süreçlerinden oluşan hafızasını bulanıklaştırmaktadır. Erken çocukluk döneminde başlayan mekan ile kurulan duygu ve deneyim ilişkisi, ortam ve mimari öğelerin toplumsal anlamlarının fark edilmesi, mimarlık hafızasını kodlama sürecini başlatmaktadır. Çelişkili uyarıcılarla değişkenlik kazanan bu kodlar, örneğin iktidar hegemonyası ile yok edilen konutlar, parçalanarak soyut mekanlara dönüştürülen kamusal alanlar, mimarlığı, satın alınacak objeler üreten piyasa mekanizması veya kendi ontolojisine her daim muhalif bir uygulama aracına dönüştüren politikalar, bellekte saklanma (depolanma) ve çağrılma (hatırlanma) aşamalarına geçmeden, silinmeye başlanmıştır. İnsanın ilk yaşam evresi olan çocukluğunun geçtiği en önemli mekânı evidir. Ev özel ve bireysel özellikler içerirken, çocuğun toplumun diğer bireyleri ve yaşıtlarıyla yakın ilişkiye girdiği ikinci önemli yapı türü ise okuludur. Ev ve okul yapılarından sonra çocuğun yaşadığı mahallesi ve çevresi onu etkileyen diğer bir ortamıdır. Bu bağlamda, çocukluk mekanlarının analizi ve bu dönemde başlayan mimarlık hafızasının oluşum süreci; “Ev, aile ve yaşam alanları”, “Eğitim yapıları”,  “Kamusal dış alanlar” ve “Sokak, mahalle ve kent” ekseninde incelenmiştir. Çalışmada bu bağlamda saptamalar yapılarak, mimarlık nesnesinin kalıcı belleğe ‘doğru’ yerleşerek, uzun süreli hafızaya dönüşebilmesi için öneriler geliştirilmiştir. Çalışmanın son bölümüne ayrıca, çocukluk döneminde yapılandırıcı bilgi yöntemiyle mimarlık belleği oluşturulmasına yönelik bir önerge de eklenmiştir. Çocukluk dönemi, mimari öğelerle tetiklenen duygu bileşenlerini örgütleyerek, çevreye dair anlamlı bağlantılar kurma sürecinin temelini oluşturur. Bu bağlantılar bellekte “mimarlık hafızası” oluşumu için zihnine yerleşen mekan deneyimleri üzerinden şekillenir. Çocukluk döneminde bellekte kodlanan mimari öğelerin anlamlandırılarak uzun süreli hafızada yer edinebilmesi için sadece mimarlar odası değil, öğretmenler sendikası, eğitim ve kültür bakanlığı, çevre dairesi gibi kurum ve sivil toplum örgütleri; “Kültürel mirasın korunması için kamuoyu ve denetim mekanizmaları oluşturma”, “Eşitlikçi, herkesin kullanımına uygun ve özgürlükçü kamusal alan talep ve teşvik etme”, “Çocuklara yönelik ‘mimarlık ve çevre’ temalı eğitim programları düzenleme” ve “Zaman ve ortamdan kopuk imgelerle, işverenin kar amaçlı taleplerine teslim olarak üretilen kimliksiz mekanlara karşı ülkesel mimarlık etiği yasaları oluşturma” konularında ortak politikalar geliştirmelidir. Öğrencilere sunulan bu bilgilerin gözlemlenerek incelenmesi, buna imkan sunacak mimari pratiği ilke edinen mimarlar yetiştirerek mümkün olabilir. Bu nedenle mimari anlam, ‘mimarlık eğitimi’ müfredatının odak noktasını oluşturmalıdır. 

Anahtar kelimeler: Bellek, çocuk, mekan, mimari hafıza.

Advertisements

Stories for Peace

cerenbogac.com

Amelia and Me at Walledcity Famagusta

We shared two ‘peace’ stories with the editor in chief of www.coastalseekers.com Amelia and her partner Josh. This inspiring couple created an online platform for travel video/ bloggers to share their stories. There are many ways for peace making; art, architecture, storytelling, permaculture, economy and many more. Our first story came from art in which my father talked all about the “Risky Travels”.  Second story followed as “The Famagusta Ecocity Project” which displays great potential for a peaceful co-existence. Thanks to Amelia and Josh for making us part of their stories in Cyprus.

cerenbogac.com

Me, Munise and Amelia, hanging out in Famagusta

cerenbogac.com

Josh and Amelia, interview with Baki Bogac

Kent Ölçeğinde Barış Düzeni Kurabilme Pratiği: Mağusa Ekoşehir Projesi

 

“Her iktidarın otoriter yapısını dayattığı mekanlar vardır. Toplumdaki bireylerin birbirlerine eklenerek yarattıkları kendi mekanları da vardır ve bu mekanların iktidarla olan ilişkisi savaş halini belirlemektedir. İnsanlık tarihi boyunca başkasının mekanını ele geçirme en büyük güç göstergelerinden biri sayılmıştır. Kant (1960) savaş halini ‘kanunsuzluk’ olarak tanımlamaktadır. Barış hali ise hukuk düzenini kurmaktır. Bu bağlamda barış, birlik ve uyum içinde huzurlu ve yasalar çerçevesinde korunaklı bir yaşam alanı oluşturmak olarak tanımlanabilir. Buradaki en önemli mesele barış düzeninin oluşacağı ve süregeleceği mekanı üretebilmek, gerektiği takdirde  kolektif biçimde yeniden yaratmak ve kurmaktır.” Ceren Boğaç

Boğaç, C. (2017). Kent Ölçeğinde Barış Düzeni Kurabilme Pratiği: Mağusa Ekoşehir Projesi. Mimarca, Mart 2017, ISSN: 1306-3138, Sayı: 83, ss. 35- 43

Mimarca Dergisi’nin 83. “Mimarlık ve Sanat Barış Getirebilir Mi?” temalı özel sayısında, kent ölçeğinde barış düzeni kurabilme pratiği üzerine düşündüklerimi, Mağusa Ekoşehir Projesi örneği ile ele aldım.  Bu anlamlı sayısının oluşmasında emeği geçen herkese, özellikle KTMMOB Mimarlar Odası ve yayın kuruluna teşekkür ederim.

Abstract

Architecture is one of the instruments for peacebuilding, since it is the act of constructing every space of living. However, rather than building, it is more important to maintain the sustainability of the peace order in every manner. For this reason, today, discourse of ‘peace’ became an integral part of the concept of ‘sustainability’. The concept of sustainability also plays an important role in the systematic of peace. In this paper, the role of sustainable architecture for the peacebuilding process was addressed at the city scale (which represents both settlement and form of society). The practice of “Famagusta Ecocity Project” was also introduced within this context.

Kıbrıs’ın Uyuyan Hazineleri

»Haber kaynağı: Euronews 

euronews

Arkeolog ve Sanat Tarihçisi Anna Marangou Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) Başkanı Orhan Tolun ile birlikte Gazimağusa’da tarihi yerlere turistik gezi düzenliyorlar.

Anna Rum, Orhan ise Türk kökenli birer Kıbrıslı. Adanın her iki tarafında düzenledikleri bu gezilerin amacı Kıbrıslılara ortak tarihi miraslarını tanıtmak.

Kıbrıs, 1974’teki müdahaleden bu yana, Kuzeydeki Kıbrıs Türk topluluğu ve Güney’deki Kıbrıs Rum topluluğu arasında bölünmüş durumda.

Gazimağusa, Kıbrıs’ın en önemli liman ve ticaret kenti olduğu kadar ortak bir geçmişe de tanıklık ediyor.

Anna Marangou “Buradaki kültür mirasını çok eski zamanlardan günümüze birlikte paylaştık. Birlikte yaşayabiliriz ve bunu zaten ispat ettik. Çünkü Kıbrıslı Türkler ve Rumlar zaten birlikte iş yapmaktalar.”diyerek birleşmenin sorun yaratmayacağını savunuyor.

Ortak refah.. Son barış görüşmelerinde önem atfedilen bir umut ışığı. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi örneğin ada için bir turizm patlaması anlamına gelebilir. Fakat Anna ve Orhan’ı en çok motive eden şey bu değil.

Orhan Tolun düzenledikleri gezileri bir çıkar için veya para kazanmak için yapmadıklarını, geleceklerine yatırım yapmak istediklerini belirtiyor ve ekliyor: “Çocuklarımız ve torunlarımız için bu ülkeye daha güzel bir gelecek sunmak asıl amacımız.”

Turistik gezi, Kıbrıs sorununun en sembolik yerlerinden olan Maraş‘ta sona eriyor. Gazimağusa’nın sahil beldesi Maraş, Türk ordusunun kontrolü altında 43 yıldır terk edilmiş halde duruyor.

euronews:
“Kıbrıs bölünmesinin sembolü hayalet kasaba Maraş‘ta çekim yapmak yasak. Yeniden birleşme halinde, ada için yeni bir altın çağın amblemi haline gelebilir.”

ecocity

Kıbrıs Rumlarından Andreas ve Kıbrıs Türklerinden Ceren yeniden birleşme hayalini kuran iki mimar. Her ikisi de Maraş‘ın iddialı bir yeniden yapılandırma projesinin tasarımcıları arasında yer alıyor. Maraş‘ı çevre dostu bir kente dönüştürmek, sürdürülebilir kalkınma modelinin yanı sıra yeniden birleşmenin de amiral gemisi haline getirebilir.

Andreas Lordos: “Levanten bir kıyı şeridi, uygarlık ve ticaret merkezi haline gelebilir. Anıların hatırına eski binalar kalabilir fakat aynı zamanda ekolojik performansa dayalı 21. yüzyıl altyapısı ve uygulamalarından yararlanmak da amaçlanmalı.”

Ceren Boğaç: “Bence bu proje birçok tutsak kalmış ruhlara umut ışığı oluyor. Onları bu gerçek dışı perdenin arkasından çekip almaya çalışıyoruz. Bu insanlar bir zamanlar burada yaşadı ve yine yaşamak istiyorlar. Kalplerinin yarısı burada kaldı. Kalbimizin diğer yarısı ise birleşemediğimizden dolayı boş kaldı.”

Birleşme, adanın her iki tarafındaki iş çevreleri tarafından da arzulanan bir sonuç.

Lefkoşa’nın kuzeyinde, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’na (KTTO) ziyarete gidiyoruz. Başkan Fikri Toros, adada ulaşılacak politik bir çözümün ekonomik sıçrayışın anahtarı olacağını söyledi.

“Kıbrıs Türk Toplumu yaptırımlardan kurtulacak. Böylece tüm Kıbrıs pazarından faydalanabileceğiz. Diğer Avrupa pazarlarından bahsetmiyorum bile. Doğu Akdeniz jeopolitiğine büyük fayda sağlayacak. Çünkü bölgesel işbirliğini de artıracak. Kıbrıs Rum Toplumu, Türkiye ile ticaret yapmanın ekonomik faydalarından derhal yararlanacaktır.”

euronews:
“Adanın bir tarafından diğerine, hemen arkamda duran kontrol noktaları üzerinden geçmeniz gerekiyor. Ticaret konusunda hala yeşil hat yönetmelikleri söz konusu. Yaşanan siyasi anlaşmazlıktan dolayı, kuzey ile güney arasındaki ticaret potansiyelinin yüzde 10’una bile ulaşılamadığı söyleniyor.”

Diyalog, her iki tarafın şirketleri arasında uzun zamandan beri var. Güney Kıbrıs Rum Ticaret Odası Başkanı Phidias K. Pılıdes herkesin beklentisinin kısıtlamaların kaldırılması olduğunu dile getirdi. Tıpkı yabancı yatırımcılar gibi.

“İş dünyası, muhtemel ortaklıklar, ortak girişimler ve şirketler hakkında birbirleriyle zaten görüşüyor… Yatırımcılarla konuşurken, büyük projeler için yeni bir ilgi doğacağına inanıyorum. Ayrıca Kıbrıs’ın, çoğu Doğu Akdeniz havzasında keşfedilen Avrupa doğal gazının nakliye rotasında olduğunu da unutmayalım.”

Son yapılan araştırmalara göre, gelecekteki ekonomik entegrasyon, adanın şu anki yıllık büyüme oranını üç kat attırabilir, iş pazarını yeniden canlandırabilir.

Gregoris ve Sertaç, işsiz gençlerle ilgili bir rapor hazırladılar. Kıbrıs’ta genç işsiz ortalaması Avrupa ortalamasından çok daha yüksek. Sebepler Kuzey’de ve Güney’de farklı olsa da, söylediklerine göre sonuçları aynı.

Sertaç Sonan:
“Kıbrıslı Türkler ekonomik tecrit altında ve bu özel sektörün gelişimini engelliyor. Birçok üniversite mezunumuz var fakat onlara verecek işimiz yok. Kıbrıslı Türk özel sektörünün küresel ekonominin parçası olmaksızın, yüksek kaliteli işler ortaya koyması çok zor.”

Gregoris Ioannou:
“Birçok insan, özellikle gençler, diplomalı nitelikli insanlar yurt dışında iş arıyor. Sanırım birleşme olursa yeni yatırımlara kapı aralanacak ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacak. Böylece gençlerin yurt dışına sürüklenmesinin önüne de geçilebilir.”

Uluslararası İlişkilerden yeni mezun ve şansını Portekiz’de denemek isteyen Kıbrıslı Hakan, ada sorununa siyasi çözüm bulunamamasının gençlerin ufkunu daralttığını söylüyor.

Hakan Çoban:
“Bankada ya da süpermarketlerde çalışan mühendislik okumuş arkadaşlarım var. Çünkü gençler için iş fırsatları çok kısıtlı. Bu yüzden burada beklemek yerine ben de Lizbon’a gitmek için biletimi aldım.”

Kıbrıs Rum kökenli Andrea ise yönetim çalışmalarından mezun olduktan sonra bir iş buldu fakat düşük nitelikli ve düşük ücretli olarak. O da adayı terk etme hayalindeymiş ama artık değil.

Andria Georgiou:
“Son zamanlarda, burada kalmaya karar verdim, çünkü burası benim ülkem. Ailem ve arkadaşlarım burada. Hepimiz burayı terk edersek, eğer gençler Kıbrıs’tan ayrılırsa, kim gelip ülkemizi geliştirecek ve onu değiştirecek?”

Do we really belong to our places for a lifetime?

Speed of life is fast, -perhaps too fast! We are experiencing it within all aspects. We are moving. And our places are moving with us too. Places are not stable entities any more…

Even speed of life is fast and everything is moving, ‘Belongingness’ still stays Abraham Maslow’s list of hierarchy of needs. As Malsow described people whose physical and security needs satisfied, strive for the fulfillment of ‘love and belongingness’ need to be belonged to someone, some group, some place etc. People’s belongings are an extension of his personality, and ‘places’ are major actors to define one’s identity. Physical settings reflect and help shape people’s understanding of themselves both as individuals and as members of group. That’s why people put years of effort into transforming their ‘houses’ into ‘homes’ that in turn reflect their individuality and/or identity.

Many researchers has already showed that past experiences of people give shape to an unique emotional dimension that bonds people to their houses through a strong relationship with their culture. People need to experience the environment as a pattern of meaningful relationships and to do so, they use their previous experiences and time, and experience is required for the full development of three dimensional visions.

Attachment to a place grows just as our self-evaluation process does. Our grand-mothers were living in the same house may be for a lifetime. At their society level, this relates with shared values, ideas and past experiences coming from the same culture that bonds them to certain geographies.

What about us and our children? Does our children’s development of three-dimensional vision different than ours, in this fast-food, fast-move, and fast-consumption age? Do we see ‘places’ as our grand mother does? Do we live in same kind of places? Do we belong to our places as our grandmothers do? Do we really belong to our places for a lifetime?

A New City Which Will Grow With the Changing Memory of It’s Users: FUNGI CITY


Frozen

If the water freezes into an unknown city...

Who can put her heart on a piece of paper? The whole world is in vain, you start to feel your hair as a rain… The words of vine are infinitive. The summers are all same; you start disperse with the ink of the night… my heart just likes a far and innocent cue…  this cue says “…if you adore to love, love from your heart; if it breaks off, let it break off your heart!”. Who can tell from which rivers we are flowing to the sea; from which river to you?.. Look at to the sea, to the horizon line; your face is at the blue color of horizon line and my face stands on that line.  I am an arrow coming through you, can I turn back? While I am burning, the candle light grows more. Who can tell that “love” is not being alone?

Every separation is coming together,

Every coming together is a sad separation…

How many pomes stand between us? How many cities? Without a lie, there is always poet blood in poem. That’s why love bleeds with poems… time had stopped, my heart had stopped when I kissed you. Everything flows from inside to out. My words got lost! I cannot find any word to write…

I shall form a city to be together with you there!