Vahşi Kent- başlangıç

YENİ DİNİN YAŞAYAN EN TEHLİKELİ ORGANİZMASI

– VAHŞİ KENT –

2001 yılında, DAÜ İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden bir master dersi aldım. Sınıfta başka bir bölümden gelen tek öğrenci olduğum için, başlangıçta açıkcası bu durum beni korkuttu. Ancak ikinci ders sırasında dönem projesini öğrenmem üzerine, aldığım bu ders hayatımın en zevkli dönemlerinden birini yaşamama neden oldu. Ders kapsamında öncelikle James Ballard’ın ‘Crash’ kitabını okuyup, sonrasında benim tüm zamanların en favori yönetmenim olan David  Cronenberg’in  bu kitapyan uyarlayarak çektiği filmi analiz edecek ve yıl sonu projelerimizi bu iki çalışmaya dayanarak oluşturacaktık.

Kitabı okuyup, filmi izledikten sonra nasıl bir proje yapmak istediğim aklımda çok çabuk şekillendi.

İlk proje taslağı

Post-techology çağında artık anlayış o kadar değişmiştir ki, sokaktaki adam medyatik-ikizi olmayan hiç bir şeyi anlamamaktadır.

Bence simulasyon, geri plandaki aslını  yalnızca kural tanımazlık boyu üzerindeki vurgusu aracılığıyla temsil ediyor. Crash filmindeki araba kazaları gibi.  Karakterlerin ölüm-tehlike ve sex in keşfettikleri yeni boyutuyla yaşadıkları ruhsal ve fiziksel hazların oluşturduğu yeni alt-kültür (subculture), temel duygular ve hayal gücünün (basic emotions and basic imagination) egemen olduğu, yeni bir yaşam şeklini oluşturmaya başlıyor. Ve bu yeni yaşam, yalnız ve ayrık (seperate) bir misyoner (Vaughan) tarafından , diğerlerine öğretilmeye yada dayatılmaya çalışılıyor. Filme bu şekilde yaklaştığımız zaman, bunun bir new-religion (yeni-din) filmi olduğu söyleyebiliyoruz.

Makine ve insan bedeni arasındaki bu tuhaf ilişkinin ve bu ilişkinin filmin karakterlerini budenli esir almasının nedeni, sanırım anlam yitimi ne denli hızlı olursa olsun, o bir anlık anlamlılık durumunun –araba ve sexin karakterlerin yaşamında yeni bir anlam buluşu gibi- , çağdaş toplum için yaşamsal bir değer taşımasından kaynaklanıyor.

New-religion kavramını, bu noktada tanımı sanırım oldukça daraltılmış bir şekilde açıklayabiliyoruz. Oysa aslında, tanımlamak bu kadar basit değil.

Eğer J. G. BALLARD (‘Crash’ kitabının yazarı) kendi hayal gücünün medyatik ikizleri olan kitap ve filimle, metalik gerçelkiğin simulasyonu üretebiliyorsa, bende onun keifettiği yeni vahşi yaşamın; medyalar aracılığıyle yaşayan ve hiç bir şekilde inşa edilemeyen simülasyon çağı mimarlığıyla varolan, yeni bir vahşi kent kurabilirim. Ve tıpkı CRONENBERG’in (Carsh filminin yönetmeni) yaptığı gibi, -mimarli- gerçekliğin simülasyonlarını üretebilirim.

Nasıl mı?

Filmdeki new-religion nasıl mevcut değerleri tehdit ediyorsa ve korkuyla karışık yeni bir şekillenmeyle oluşmaya başlıyorsa, mimarlık da mevcut değerleri reddederek, oyunun dışında işleyecek yeni bir insan-makine kent yaratabilir.  Kendi kendisinin oyunu olan, araç ve amaçları olan.  Sürekli değişimin yaşandığı ve belki de araba kazalarının o birkaç dakikalık çarpma ve parçalanma sırasında duyulan hazzı sürekli kılacak şekilde devinimli, öncesiz ve sonrasız.

Vahşi kent, belirsizliğin mekanı olmalı. Yani filmde kullanılan makineyi (arabaları), daha devasal boyutlarda ve çok daha hızlı hareket eden ve tamamıyle insan organizmasıyla bütünleşmiş bir şekilde nefes alan, ve hatta teri kan renginde, mekanın takendisi yapmak. Ve bu yeni durumun keşfedicisi olarak, Vaughan gibi, peygamberlik misyonunu tamamıyle kentin inşa edicisine, mimara yüklemek.

Bu yeni mekanlar, belirsizlik ve korkunun sınır bölgeleri, krizin doruk noktaları olarak kabuledilen canlı-makineler olmalı. Bunlar yaşamsal yeni alanlar olarak mimar tarafından kabuledilmeye başlandığı anda, vahşi kent,  tıpkı Vaughan’ın kendisini benzeyen, tutarlı ve bilinmedik bir silüet, hem soyut, hem bir kişiliğe sahip görünümüyle ortaya çıkmalı. Ve makine ve insan bedeninin buluşmasında yaşanan gizi Vaughan’ın bildiği gibi, yarattığı mekanlardaki yeni yaşamın tüm sınırlarını ve yeni vahşi hayatın içindeki hazzı mimar bilmeli.

Tıpkı Crash’da olduğu gibi; bu yeni dünya, değişen koşulların özgürleştirmediği, yalnız ve terkedilmiş insanlarını, zamanı ve mekanı görecek bir “ben”in paradoksal boyutlarında betimlemek olacak…


Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s