Mimarlık kitapları çoğu zaman ya geleceği tasarlayan bir panoramaya yaslanır ya da böylesi bir anlatının ideolojisini sökmeye koyulur. Mimarca’nın 99. sayısı için bir kitap önerisi yazma daveti aldığımda, ikili düşünme sistematiğinin dışına çıkarak, yerin hafızasını, tınısını ve eşiklerini katman katman kurmayı bence en iyi öğreten yapıtla başlamak istedim: Ursula K. Le Guin’in Hep Yuvaya Dönmek’i.
Bu kitapla ilk karşılaştığımda zorlanmıştım. Anlamadığımdan değil. Daha çok metnin benden istediği şeye cevap veremediğim için: “acele etme”. Yıllar sonra yeniden okuduğumda bunun aslında bir yerleşme daveti olduğunu fark ettim.
Le Guin’in vadisinde mimarlık bir nesne değil, bir ritimdir. Yer bir arka plan değil, başroldeki öznedir. Ve mekan tekil bir yapı değil, ilişkilerden örülmüş bir dokudur. Kitap mimarlığa şu soruyu sorar: “Ev dediğimiz şey, kaç türün birlikte kurduğu bir şey?”
Okuması kolay bir kitap değil. Ama mimarlık da kolay bir meslek değil. Eğer hala okumadıysanız, mutlaka okuyun.
Kitabın mimarlıkla kurduğu bu ilişki üzerine düşüncelerimin tamamını Mimarca’nın son sayısında okuyabilirsiniz: https://www.mimarlarodasi.org/Sayfalar?LINK=MIMARCA
